inceleme

Jaws’un mirası Eylül ayında gösterime giren Köpekbalığı Gecesi 3D (Shark Night 3D) ile devam ediyor. Köpekbalıklarını alışık olmadıkları sulara taşıyan bu korku filmi vesilesiyle, denizleri ve gölleri mekan tutan dehşet senaryolarında gezintiye çıkıyoruz.

Son dönem Amerikan sinemasının en önemli yönetmenlerinden David Fincher, bir söyleşisinde şöyle demişti: “Filmler insanı ne kadar eğlendirmeli bilmiyorum, ben her zaman yaralayan filmlere ilgi duymuşumdur. Jaws’un en sevdiğim tarafı, o filmden sonra bir daha okyanusta hiç yüzememiş olmam.”

Sinemada denizleri ya da gölleri mekan tutan korku filmleri çok eskiden beri var: Devasa bir ahtapotun dehşet saçtığı 1955 yapımı ‘It Came from Beneath the Sea, “hayelet gemi” temasının eski örneklerinden biri olan 1952 yapımı Ghost Ship… Ancak şurası bir gerçek ki, Spielberg Jaws’u çektiğinden beri “sudaki dehşet” konusu popüler sinemanın çok sık ziyaret ettiği bir konuya, bir tür geleneğe ve yeni yönetmenler için seyirciyi zamanında Jaws’un etkilediği gibi etkileme konusunda bir yarışa dönüştü.

Köpekbalığı Gecesi 3D (Shark Night 3D) Film İncelemesiBizzat Jaws’un mirası olsa gerek, bu gelenekte köpekbalıkları uzunca bir süredir baş köşeyi tutuyor. Jaws’dan bu yana o kadar çok köpekbalıklı korku filmi yapıldı ki… Mesela aksiyon filmleriyle ünlü Renny Harlin 1999′da, genetik kodlarıyla oynanmış süper-köpekbalıklarının sahne aldığı Deep Blue Sea‘yi çekti: Bu büyükçe bütçeli ve zengin kadrolu film, seyircinin belleğine geri geri yüzebilen ve su basmış kapalı mekanlarda sinsice gezinen köpekbalıklarıyla kazındı. 2003 tarihli Open Waters’daysa, tekneleri tarafından terk edildikten sonra kendilerini köpekbalığı kaynayan bir denizin ortasında bulan iki dalgıcı izledik. Ancak köpekbalığı trafiği bu nispeten iyi bilinen filmlerle sınırlı değil: Adını belki de hiç duymadığımız daha bir sürü “köpekbalığı dehşeti” öyküsü çekildi son yıllarda: Jaws’untürdeşi bir büyük beyaz köpekbalığının teknesi alabora olan bir gruba musallat olduğu 2010 tarihli The Reef, soluğu doğruca televizyon ekranında ya da DVD raflarında alan Shark Attack serisi, Red Water, Shark Swarm… Venedik kanallarını köpekbalıklarının bastığı Sharks in Venice diye bir film bile var!

Filmin yeterli seviyede Türkçe altyazısı çıkar çıkmaz sitemize eklenecektir, takipte kalın!

Tabii suda dehşet senaryolarının tek itici gücü Jaws’un varisleriymiş gibi davranmak diğer ‘su canavaları’na haksızlık olur. Beyazperde eskiden beri hayali deniz yaratıklarına özel bir merak besliyor: Jules Verne’in ‘Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’ındaki (1954′te çekilen klasik bir uyarlaması bulunuyor) gibi dev mürekkep balıkları; Karayip Korsanları‘na şöyle bir uğrarken 2006 yapımı TV filmi Kraken: Tentacles of the Deep’te başrole kurulan efsanevi deniz yaratığı “Kraken” her zaman perdede boy göstermeye hazır bekliyorlar. Öyle görünüyor ki keşifler döneminin sona ermesiyle ufak ufak ümidi kestiğimiz “büyüleyici, garip ve devasa deniz yaratıkları” bulma hayali, sinemada hiç son bulmamış.

Zaten bu türün ilginç ve bakış açısına göre eğlenceli olabilecek bir yanı, hareket alanı pek de geniş olmadığından, olasılık sınırlarını hayli zorlayan senaryolar düşleyebilmesi. Mesela düşük bütçeli korku ve bilimkurguların ustası Roger Corman’ın yapımcılığını üstlendiği bir seri, tarih öncesinden kalma mahluklarla günümüz “su canavaları”nı harmanlıyor; Dinocroc’ta timsah-dinozor, Dinoshark’taysa köpekbalığı-dinozor karışımı yaratıklar ortalığa dehşet saçıyor.

Peki tarih öncesinin bile işin içine girdiği bu keşmekeşte uzaylılar kendilerine yer bulmaz olur mu hiç? Şöyle dileyim; sadece 80′lerin ortalarında, uzaylıların işin içine karıştığı üç sualtı gerilim filmi çekilmişti: Leviathan, Deepstar Six ve James Cameron’un The Abyss’i. Bunlardan Leviathan tamamen gelenekçi bir çizgi izleyip Alien formülünü sualtında tekrar ederken, Cameron’ın The Abyss’i nispeten “dostane uzaylılar”a yer vererek bir bakıma madalyonun öbür yüzünü araştırıyordu. O zamandan beri de dünyadışı etkiler, Virus gibi filmlerle denizlerimizi ziyaret ediyor.

Shark Night 3D’nin öyküsü, olasılık sınırlarını zorlayan “suda dehşet” filmlerinin su katılmamış bir örneği: Üniversiteden arkadaş yeni gencin göl kenarı tatili göldeki köpekbalıkları yüzünden kabusa döner.

Ancak yukarıda Dinocroc’tan söz etmişken, son olarak “suda dehşet” senaryolarının sadece okyanuslarla sınırlı olmadığını, timsah, anakonda ve pirana gibi yaratıklar sebebiyle göllerin ve nehirlerin de sık sık film karakterlerinin ölüm kalım savaşı verdiği yerelere dönüşebildiğini hatırlatalım. Nitekim bu ay gösterime giren Shark Night 3D de, yaratıkları köpekbalıkları olmasına rağmen gölü mekan tutan korku filmlerinden. 13. Cuma’nın Jason’ı yetmiyordu sanki!

Türkiye’de 2 Eylül’de gösterime girmiş olan filmin fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz: